Kalemişi, Uygurlardan günümüze Türklerin klasik sanat dallarından biri olup, kendine has kuralları ve geniş uygulama alanları olan önemli bir sanat dalımızdır.

Sıva üzeri, taş üzeri, kumaş üzeri, deri ve ahşap üzeri kalemişi olarak çeşitlendirilebilir.

Dini, askeri, ve sivil mimaride yapının kullanılış amacına göre üslup ve şekil almıştır.

En eski örneklerine Orta asyada Karahoça ve Bezeklik mağralarında rastlanır. Dış etkenlerden ve bilinçsiz yenilemeden kaynaklı tahribatların sebebi ile günümüze eski dönemlere ait çok az sayıda orijinal örnek ulaşabilmiştir. Teknik olarak yan geçirgen kağıtların üzerine yapılan tasarımlar iğne ile delindikten sonra kömür tozu konulmuş bir kese yardımıyla tamponlanarak duvara geçirilen desen çeşitli boyalar ve fırçalar yardımıyla uygulanır. Kalemişini uygulayan kişiye KALEMKAR tasanmını yapıp uygulayan kişiye ise NAKKAŞ adı verilir.

Kalemişi daha fazla göz önünde bulunan bir sanat dalı olduğundan diğer sanat dallarımızada ilham kaynağı olmuştur. Kalemişini bilmeyen bazı kişi ve sanatkarlar bu sanatı Tezhibin kabası olarak tarif ederler ki çok yanlıştır. Ne tezhip kalemişinin küçüğü nede kalemişi tezhibin kabası yada büyüğüdür. Kalemişi kendine has kurallar ihtiva eden bir sanat dalımızdır.

Günümüzde yetişmiş kalemkar ve nakkaş ihtiyacı had safhadadır. Bir elin parmaklarından bile azdır demek tam yerinde olur. Bunu üniversitelerimizde ana sanat dalı açarak ve mimarlık fakültelerinde ders olarak okutularak aşmak mümkün olabilir. Belediyelerin ve vakıfların açmış olduğu iki yada üç kurs ki, bu doğru bir rakamdır, buda bizi mutlu etse de yetersiz kalmaktadır. Mekana mana veren sanat dediğimiz kalemişi, eğitimsiz kişiler tarafından yapıldığında mekan manasını kaybeder. Umalım ki yetkililer bir çaresini bulsunlar.